• Anasayfa
  • Favorilere Ekle

BilgiSentezi


"Kendi kendimize egemen olmayı öğreten yönetim, en iyi yönetimdir." Goethe                         

SMART ECZACI PROJESİ
Türk Eczacıları Birliği (TEB), 2014 yılında “Smart Eczane” adında oldukça kapsamlı ve yenilikçi bir proje başlattı. Smart Eczane Projesi ile eczanelerin daha fonksiyonel hale getirilerek toplumsal fayda sağlayıcı konumunun güçlendirilmesi ve bu doğrultuda eczacılara ve eczane teknisyenlerine sürekli gelişim prensibiyle eğitimler düzenlenerek mesleki bilgi ve deneyimlerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Oldukça yararlı ve güzel bir proje. Mesleğimizin böyle bir adıma gerçekten de çok ihtiyacı vardı. Mesleğimize yeni bir soluk ve heyecan getirdi, emek verenlerin emeğine sağlık. Projenin detaylarına www.rehbereczanem.com internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Proje incelendiğinde daha ziyade mevcut eczaneler ve eczacılar ile ilgili olduğu görülüyor. Bu gibi düzenlemeler yapılırken tüm paydaşlarla senkronize hareket etmenin proje başarısını arttıracağını düşünüyorum. Bu yazımda bu projeyi bütüncül bir hale getirecek, karınca kararınca fikirlerimi eczacılık fakültelerinde öğrenim görmekte olan meslektaş adaylarımın, meslektaşlarımın ve karar verici merciindeki yetkililerin dikkatlerine sunmak istiyorum. Smart Eczacı Projesi’ nin eczacılık eğitimi ve meslek örgütleri olmak üzere iki ayağı bulunuyor.
 

1)    ECZACILIK EĞİTİMİ

Eczacılık eğitimi, sanıldığının aksine oldukça detaylı ve multidisipliner bir eğitim süreci. Birçok insan – buna diğer sağlık profesyonelleri de dahil - eczacılık fakültesinde ilaç isimlerinin öğrenildiği, ot çöp ezberlenildiği ve 5 yıl okumanın fazla olduğu şeklinde sığ düşüncelere sahip. Fakültede okuduğum dönemde, aldığımız derslerin çeşitliğini ve derinliğini görünce yakın dostlarıma, “eczacı” kelimesinin toplumdaki algısının zayıf olduğunu, “ilaç mühendisliği” ya da başka bir adın kullanılmasının mesleğe pozitif katkı sağlayabileceğini söylemiştim. Nitekim toplumda eczacı olduğunuzu söylediğinizde insanların ciddi bir kısmı sizin eczane teknisyeni olduğunuzu düşünüyor ve “Eczane sizin mi yoksa çalışan mısınız?” şeklinde ilave soru sorma ihtiyacı hissediyor. Bir başka önyargı da, eczacılık fakültesinden mezun olunduğunda tek alternatifin eczane açmak olduğunun sanılması. Tabi durumun bize bakan yönüyle ve ülke gerçeklerinin de paralelinde, insanları bu düşüncelere bizim sevk ettiğimiz ortadadır. Niccolo Machiavelli bir sözünde “Herkes seni göründüğün gibi algılar, sadece bazıları gerçekte ne olduğunu tecrübe ederler.” demiştir. Benim eczacılık eğitiminde gördüğüm en büyük eksiklik, bir eczacılık eğitimi kültürünün olmamasıdır. Mesleki kültür olmayınca da maalesef ortaya, sadece sizin yapabileceğiniz ve yerinizin doldurulamayacağı türden bir zanaat çık(a)mıyor. Pamuk ipliğine bağlı, 6197 sayılı bir kanun maddesine sıkışıp kalıyoruz. Tıp ve diş hekimliği fakültelerini bu yönüyle çok takdir etmekteyim. Bu fakültelere baktığınızda, ders içeriklerinde ve sınav sistemlerinde kısmi farklılıklar olsa da genel eğitim şablonunun ülkemizdeki tüm üniversitelerde hemen hemen aynı olduğunu görebilirsiniz. Bu durumun öğrencilerin daha okurken bulundukları mesleğe karşı bir aidiyet geliştirmelerine katkı sağladığı kanaatindeyim. Eczacılık eğitimi, öğrenciye sağlıkla ilgili hemen her konuda bilgi veren (üretim, sunum, denetim), ancak öğrenciye hangi alanda uzman olduğunu öğretemeden genel yetkinliklerle piyasaya sunan bir süreç maalesef. Farklı üniversitelerden mezun olan pek çok arkadaşım da hep aynı şeyleri ifade ediyor. Belki bu yazıyı okuyan sizler de benzer şeyleri düşünüyorsunuzdur. Bir başka husus eğitim müfredatının güncellenmesi konusu. Tüm akademisyenlerin bilgilerine, emeklerine saygım sonsuz tabiî ki. Ancak eğitim içeriklerinin sadeleştirilerek daha efektif bir hale getirilmesi mesleğimiz için bir gerekliliktir. Tüm fakültelerde, %80 oranında kemikleşmiş bir müfredatın aynı metotlarla yürütülmesi konusunda çalışmalar yürütülebilir. Geri kalan %20’ lik kısmı da her fakülte kendi vizyon ve becerisiyle oluşturarak fark yaratabilir. Müfredatın düzenlenmesinde en başta yurtdışındaki gözde üniversitelerin eczacılık eğitimleri incelenmeli, tıp camiasından önemli isimlerin, ilaç sanayisindeki üst düzey yöneticilerin ve insan kaynakları uzmanlarının görüşlerine başvurulmalıdır. Ortaya çıkan tabloya göre çağın gereksinimlerine uygun bir eczacılık eğitim modeli oluşturulmalıdır. Müfredat oluşturulurken dikkat edilmesi gereken bir diğer konu da ortaya konan sistemin, tıp ve kimya gibi eczacılıkla iç içe olan diğer branşlarla örtüşerek rekabete yol açması yerine, bu branşlarda olmayan eğitimlerin güçlendirilip ön plana çıkarılması, eğitime başka fakültelerde olmayan yeni alan ve konuların dahil edilerek fark yaratılmasıdır. Böylece kendi tarzını ortaya koyan iddialı bir eğitim sistemi ile özgüveni yüksek, nitelikli ve yetkin eczacı mezunlar elde edebiliriz. Öğrenci olduğum dönemde bir çok hocamız fakültede işletme derslerinin de olması gerektiğini dillendiriyordu. Mezun olduktan sonra gördüm ki; eczacılık fakültesinde sadece işletme değil, iletişim derslerine de büyük ihtiyaç var. Çünkü iletişim bizim mesleğimizin her alanında gerekli olan bir konu. Nerde olursanız olun ve hangi pozisyonda çalışırsanız çalışın, eczacılık mesleği iletişimin merkezinde yer alan, göz önünde bir meslek olup, insanlarla doğru ve güçlü bir şekilde iletişim kurmayı gerektirmektedir.

Bir başka önemli konu da eczacılık fakültesi kontenjanları. Şuan için KKTC’ deki üniversitelerle birlikte toplam 35 üniversitede eczacılık fakültesi bulunuyor ve senede 2600 civarında öğrenci eczacılık eğitimine başlıyor. Bu sayı günümüzdeki eczacı sayısının fazlalığı da göz önüne alındığında yıllık ihtiyacın bir hayli üzerinde ve eczacılık meslek örgütleri de bu durumun düzeltilmesi için ciddi bir çaba sarf ediyorlar. Gereğinden fazla mezun vermek bütün meslekler için olumsuz bir durum teşkil eder, doğrudur. Fakat yukarıda bahsettiğimiz tarzda yenilikçi ve güçlü adımlarla, eczacılık eğitiminin kamuoyunda daha fazla önemsenmesini sağlayacak olmamız; eczacıya olan talebin artmasını sağlayacak, sağlık sektöründe yeni ihtiyaçları doğuracak, mevcut iş sahalarının genişlemesine ve belki bugün var olmayan yeni iş sahalarının ortaya çıkmasına yol açacaktır. Örneğin yeni uygulanmaya başlayan eczacılıkta uzmanlık sistemi, şuan için kontenjanları düşük olsa dahi zamanla kanıksanacak ve eczacıların kendini kabul ettirmeleriyle daha da yaygınlaşacaktır. Muhtemelen de hastanelerde yeni branşların kurulmasına ve yeni tedavi yaklaşımlarına öncülük edecektir. Siz bilimsel, çağdaş ve yüksek standartlarda, zirvede yer alan bir eğitim metodu uygulayarak bugünkünden çok daha nitelikli mezunlar vermeye başladığınızda, bugün kontenjanların azaltılması için ikna edemediğiniz yöneticilerin, büyük bir memnuniyetle mesleğinize en uygun kontenjanları sağlayacağından emin olabilirsiniz. Bu nedenle nitelikli çokluk önemli bir avantajdır ve bundan endişe duymaya gerek yoktur. Fakat başta da belirttiğim gibi, başarılı bir netice elde etmek için mutlaka hep birlikte hareket edilmesi gerekir.

 
2)    MESLEK ÖRGÜTLERİ

Eczacılar olarak güçlü, sağlam bir meslek örgütümüz ve yaklaşık 25 bin civarında da  serbest eczanemiz bulunuyor. Kamu ve özel sektördeki meslektaşlarımızı da kattığımızda sayımız çok daha fazla. Bu önemli gücü sadece sağlık danışmanlığı yönüyle ele almanın doğru olmadığına inanıyorum. Maalesef eczacılar olarak sadece SGK sözleşmelerinde, iskonto pazarlıklarında medyatik bir önem kazanıyoruz. Bunun sonucunda da insanlar nazarında pasif, hazırcı ve sadece tedarikçi bir meslek grubu olarak algılanmamıza neden olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar Smart Eczane gibi projelerle yenilikler geliştirilmeye çalışılsa da daha fazlasını ortaya koyabilecek potansiyele sahip olduğumuza inanıyorum. Bizim daha üretken bir rol üstlenerek ilacın mutfağında da görünmeye ihtiyacımız var. Mesleğe başladığımdan bu yana insanların eline değecek, eczacı markalı ürünlerin eczanelerde yer etmesi gibi bir düşüncem var. “Teb İlaç” , “Teb Farma” veya içinde eczacıları, yani bizleri vurgulayan başka bir isim adı altında, örneğin “parasetamol 500mg” ya da “diklofenak sodyum 50mg” gibi üretimi kompleks olmayan, insanların sıklıkla tükettiği ve ihtiyaç duyduğu çeşitli jenerik ilaç üretimleri yapabiliriz. Ve ambalajı üzerine  "Bu ilaç, Türk Eczacıları Birliği tarafından yerli sermaye ile üretilmiştir" şeklinde bir ibare koyarak toplumsal bir mesaj da sunarız. Zannediyorum ki tüm eczacılar bu ürünleri raflarında buldurmak isteyecek ve bu ürünleri büyük bir gururla insanlara önereceklerdir. Bunun insanlardaki pozitif etkisi de tahmin edilemeyecek boyutlarda olacaktır. Ayrıca milyonlarca liralık bütçe ile yapabileceğimiz reklamı, tam aksine para ve daha da önemlisi prestij kazanarak yapmış olacağız. Eczacı sermayeli bir kuruluş olan Novagenix bünyesinde bu projeyi rahatlıkla hayata geçirebiliriz diye düşünüyorum. İlacın üretimi ve tanıtımı için gerekli olan iş gücünü de, fakültelerdeki hocalarımızın rehberliğinde eczacılık fakültelerindeki öğrencileri periyodik olarak staja alarak sağlayabiliriz. Görev alan öğrencilere sertifika düzenlenir. Gönüllülük esasıyla bile çalışılsa çok ciddi bir talep göreceğini tahmin ediyorum. Öğrencilerin CV’ lerine koyacakları çok kıymetli bir deneyim olacaktır. Öte yandan devletimiz, İlaçta Yerlileşme Projesi adlı bir çalışma yürütüyor. Önümüzdeki yıllarda bu projenin uygulama alanı daha da genişleyecektir. Eczacılar olarak bu projede biz de yer almalıyız. Mesleğimize yeni bir vizyon kazandıracağına inanıyorum.


SONUÇ

Özellikle son 30 yılda, teknolojideki ve ilaç sektöründeki gelişmelere paralel olarak fabrikasyon ürünlerin artması ve buna mukabil majistral reçetelerin ve majistral ilaç kullanımının azalması, serbest eczacılığı istemeden de olsa pasif bir konuma sürüklemiş ve serbest eczacılığın toplum tarafından bir zanaat olarak değil de bir perakendeci/tedarikçi olarak algılanması neticesini doğurmuştur. 25 bin şubesinin bulunması, insanların en kolay şekilde ve ücretsiz olarak danışabileceği bir kurum olması nedeniyle "sağlık danışmanı" olarak nitelendirilmesini olumlu bulmakla birlikte, bu tanımın içeriğinin ve sınırlarının net olmaması nedeniyle mesleği ayırt edici ve öne çıkarıcı nitelikte olmadığını düşünüyorum. Çünkü diğer bütün sağlık profesyonelleri de meslekleri nispetinde, kendi konumlarına göre sağlık danışmanlığı hizmeti sunmaktadırlar. Ve ihtiyacı giderme noktasında kabul edelim ki ellerindeki yetki, imkan ve teçhizatların daha geniş olması nedeniyle eczanelerden daha avantajlı bir pozisyonda bulunmaktadırlar. Eczacılık fakültelerinde birbirinden değerli anabilim dalları bulunmaktadır. Bu bakımdan eczacılığı sadece sözel olarak uygulayabildiğimiz farmakoloji ağırlıklı konumlandırmak yerine, kendi eğitimine özgü uzmanlık alanlarında ve doğru bir şekilde tanımlayarak konumlandırmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü diğer sağlık profesyonellerinin sundukları hizmetlere benzer hizmetler sunmak bizi onlardan ayrıştırmayacağı gibi toplum nazarında da farklı bir intiba yaratmayacaktır.

bilgisentezi.com
 
Paylaş |                       Arşiv     
250 kez okundu